Hece Dergisi / Mektup Özel Sayısı

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Palatino Linotype"; panose-1:2 4 5 2 5 5 5 3 3 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536870009 1073741843 0 0 415 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Palatino Linotype"; panose-1:2 4 5 2 5 5 5 3 3 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536870009 1073741843 0 0 415 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

…Mektup yazma geleneğinin kaybolmaya başlaması ile birlikte, insan ilişkilerindeki duyarlılık, dil, üslûp, incelik gibi daha bir çok geleneksel erdemlerimizi de kaybettik… (Sf. 3)

 

…Tasavvuf büyüklerinin hemen hemen hepsinin mektupları ‘mektubât’ adıyla bir araya getirilir ve o dergaha intisap edenlerin ellerinde dolaşırdı… (Sf. 5)

 

…Mevlânâ, İmam Rabbani, Gazali, Said Nursi, Mevdudi, Seyyid Kutub gibi düşünür ve âlimler yoğun bir şekilde mektup yazmış ve mektuplarıyla bir dünya inşa etmeşe çalışmışlardır… (Sf. 71)

 

…Nuri Pakdil mektupları için; “Her yere serptiğim tohumlar…” der…  (Sf. 75)

 

…Mektup yazanın da, alanın da, dünyada bir yerde somut bir mekanı olması zorunluluktur… Email sanal mekanlar üzerinden zamanı, insanı ve bunlar arasındaki mümkün her türlü ilişkiyi görüntüleştirerek yok eder…  (Sf. 95)

 

…Mektup emailin aksine dikkat, itina, yoğunlaşma, hatıra ve tahammül demektir…  (Sf. 96)

 

…Kendini ve muhataplarını gerçek zaman ve mekanlarda algılayacağını, onlara dokunabileceğini, onlara ulaşabileceğini bilmek insan güven verir… (Sf. 97)

 

…Emailler iletişim simülasyonu yaratarak insani bir arka plan, bu arka planı hikaye etme yeterliliğine sahip bir dil, o dilin imkanlarını harekete geçirecek gerçek bir zaman ve gerçek duygular gereksinir…  (Sf. 97)

 

…Mektubun bir insandan bir insana akmaya müsaade ettiği zihinsel ve duygusal ruh, emaillerde söz konusu bile değildir… (Sf. 97)

 

…Emailler iletişim simülasyonu yaratarak insani bir arka plan, bu arka planı hikaye etme yeterliliğine sahip bir dil, o dilin imkanlarını harekete geçirecek gerçek bir zaman ve gerçek duygular gereksinir… (Sf. 97)

 

…Mektubun bir insandan bir insana akmaya müsaade ettiği zihinsel ve duygusal ruh, emaillerde söz konusu bile değildir… (Sf. 97)

 

…Yazmak pragmatik gerekçelere hapsoldu yaşadığımız çağ tarafından… (Sf. 103)

 

…’Dün’ün emek zahmet ettiği değerleri, ‘şimdi’ erkence tüketmek ve hızla dönüştürmek ukdesiyle baş başadır. Çünkü modern insan zamanın hızla akması karşısında ileri düzeyde bir sarhoşluk hastalığı çekmektedir… (Sf. 104)

 

..Huysuz ve kabına sığmaz bir telkinle muhatap olmanın sarhoşluğu insanın elinden kağıdı, kalemi ve yazıyı çekip alır… (Sf. 104)

 

…Mektubun kağıt ve kalemden sonraki temel malzemesi ‘hasret’ti… Hasret birikmiyor artık…  (Sf. 107)

 

…İnsanın ruhuna ve gönlüne yönelik ayrı bir arkeolojik kazı kültürünün gelişimi beklememiz gerekiyor…  (Sf. 108)

 

…Mektup alamıyoruz sözü, gidenden haber alınamadığının, onun izini kaybetmenin tek cümlelik özetidir… (Sf. 117)

 

…Bir of etsem karşıki dağlar yıkılır

Bugün posta günü içim sıkılır… (Sf. 117)

 

…Aşk bittiğinde ne olurdu? 'Mektupları birbirimize iade ettik' sözü her şeyin eskisine döndüğünü vurgulardı. Doğru mudur? Tortu mutlaka kalırdı… (Sf. 117)

 

…”Mektup yaz, alışkanlıkların tazelensin…”(Şeyh Galib)… (Sf. 119)

 

…İçimizdeki duraksamaları, duyarlıkları sezdirmek, açıkça söylemenin bezdirici etkisinden çekinerek, iç gerçekleri dolaylı anlatımla dokundurmak, bir mektubun gizliliğinde yaşayacaktı… (Sf. 121)

 

…Her yazı okurunu arayan bir mektuptur… (Sf. 123)

 

…Mektupsuzluk hayatımızda büyük bir boşluk bıraktı; özlemeyi, beklemeyi, heyecanı, vefayı unuttuk. Dahası cümle kurmayı unuttuk… (Sf. 124)

 

…Mektupsuz aşka, aşk demem ben. Mektuplar bitti, aşk da bitti artık… (Sf. 125)

 

…Özellikle seksen sonrası kuşat dediğimiz, şimdilerde yaşları 25-26 olan gençlerin mektup yazdıklarına inanasım gelmiyor doğrusu.

Derse gelirken bile kağıt kalem bulundurmayan bir kuşak mı mektup yazacak? Mektup yazabilmek için önce cümle kurmayı bilmek gerekir. Ne yazık ki, beş şıktan birini karalamak gibi bir alışkanlık kazandıran eğitim sisteminin ürünü bu kuşak, cümle kurmayı bilmiyor. Cümle kurmayı bilmediği için, on sözcüklü bir cümleyi de anlamakta zorlanıyor.

Mektuptan uzak oluşun nedenleri arasında, bilgisayar ve telefondan çok, insan yapısının değişmesi var. İnsani değerlerden soyutlanmış, nesneleşmiş, bencilleşmiş bir insan yığını var ortada. Asıl sorun burada galiba… (Arif Ay) (Sf. 126)

 

…Gelişmemiş dillerin en önemli özelliği soyut olanı ifade etmedeki zayıflığıdır… (Sf. 135)

 

…Kelimeleri ve sözcükleri olumlama ve olumsuzlama kelimelerin anlamından öte tamamen zihnimizdeki duygusal değere bağlıdır… (Sf. 137)

 

…Mektuplaşma, bir ulaşma, bir kavuşma, ruhların ve düşüncelerin buluşması biçiminde nitelenmektedir… (Sf. 144)

 

…Tasavvufta rüyaların mürşide anlatılması veya bir yolla aktarılması müridin seyr-i sülûku açısından önemli görüldüğünden… (Sf. 153)

 

…Sen name yaz ben eyleyeyim isal,

Bir dem dahi böyle hoş geçer hâl… (Sf. 168)

 

…Türkülerin söylendiği ve yaşandığı dünün dünyası ile dinlendiği bugünün dünyası arasında yaşam biçimi, dünya algısı ve değer duygusu bakımından önemli farklar vardır… (Sf. 178)

 

…Türküler bu dünyada muradlarını alanların değil, alamayanların hayallerini gerçekleştirenlerin değil, gerçekleştiremeyenlerin, dünyaya doyanların değil, gözü arkada kalanların söylemidir… (Sf. 180)

 

…Uzaklığı, gurbet ve ayrılık yapan sevgidir. Uzaklık sevgiden ötürü ayrılık, ayrılık sevgiden ötürü gurbettir. Ayrılığın ve hasretin büyüklüğü sevginin büyüklüğüdür…  (Sf. 182)

 

…Mektup yaşanan çaresizliği ümidi, hasreti sözcüklere dönüştürme sanatıdır. Öpüp koklanan itina ile saklanan bir armağandır… (Sf. 183)

 

…Mektup sıradan bir konuşma değil, kişinin kendini yoklaması, içindeki insanlık özünü işleme ve ötekine erme çabasıdır… (Sf. 183)

 

…Aşk insanın kusursuzluk arayışında vardığı sonuç, bulduğu çözüm yoludur… (Sf. 189)

 

…Gönderilmemiş mektuplar, gönderilmiş mektuplardan daha sahicidir… (Sf. 189)

 

…Aşk da tıpkı ölüm gibi deneyimsiz kavranamayacak bir hâldir. Rengi, reçetesi, tarifi hep eksik kalmaya mahkumdur… (Sf. 192)

 

…Duyguların hız karşısındaki konumu nedir?... Acaba beklemek aşkı uzatan bir şey miydi?... (Sf. 192)

 

…Hız öncelikle merak duygusunu ve giderek özlem duygusunu azaltmakta. Klasik aşk mektuplarının iki temel öğesiydi bunlar… (Sf. 192)

 

…Mektupsuz aşk yaşamanın imkansız olduğu bir dönem yaşanıp geçmiştir… (Sf. 200)

 

…Yazmak zihinsel bir faaliyettir, ama çok önemli bir birikimin de sonucudur… (Sf. 201)

 

…Yazılmamış mektuplar bir ukde olarak kişinin içinde kaldığı için her fırsatta hatırlanırlar… (Sf. 233)

 

…Yahya Kemal de “Eski Mektup” adlı şiirinde mektup kimden ve nerden geliyorsa, oranın kokusunu taşıdığını belirtir… (Sf. 239)

 

…İnsanı yazmak için tetikleyecek genel anlamda bir huzursuzluk yahut arayıştan söz etmek doğru olacaktır… (Sf. 250)

 

…Eğer desem ki havalar ısındı açıldı bahar

Murad odur ki benimle muhabbet eyledi yar

Ya söylesem ki çemen goncalarla zeyn oldu

Odur garaz ki tebessümle söyledi dildâr… (Sf. 255)

 

…Sezai Karakoç; “Şairin ahlakı şiirindendir, bazen susmasındandır” der… (Sf. 252)

 

…Cemal Süreyya’nın “Günde yirmi dört saat şiir yaşarım. Her şeye şair olarak bakarım” deyişi… (Sf. 252)

 

…Kabahatim nedir ki beni afiyetinizden haberdar etmiyorsunuz? Sitem mi söyleyeyim, feryat mı edeyim?... (Sf. 317)

 

…Teknolojik çağın gederek akletmeyen mahsullerine dönüşen insanımız, bazı mektupların yazılışına bugün bir anlam veremeyebilir… (Sf. 307)

 

…Alemin hiçbir halini makul görmeyen bir akıl ile yaşamaktan ise keşke mecnun olsaydık… (Sf. 310)

 

…İnşallah yakında gelir mübarek ayaklarına kapanır da bütün ekdârı ve âlâmımı unuturum… (Sf. 312)

 

…Derdimin ne kadar elim olduğunu şundan anlamalı ki yalnız ağlamaktan hazzediyorum… (Sf. 313)

 

…Çok yerlerin hatırası aslından güzeldir… (Sf. 314)

 

…Nezd-i Hüda’da duaların müstecap olması meşrut değildir. Fakat biz yine de dua etmeliyiz. Çünkü dua bir adamı anmak demektir. Dosttan dosta bir vazife-i kalbiye bir deyn-i manevidir… (Sf. 315)

 

…Bende herkesi sevmek, yahut her şahsın sevilir yanını bulup beğenmek ve bütün kusurlarını affetmek hasleti, yahut gafleti vardır… (Sf. 318)

 

…Ona kendimi o kadar yakın hissediyordum ki, bu yakınlığı evlenerek bozmak istemedim… (Sf. 320)

 

…Anlıyorum ki uzun seneler ömrümün üç ihtirası olacak: seni uzaktan görmeye mahkum olmanın acısı, kitaba doymamak ve istediğim gibi yazamamak… (Sf. 327)

 

…Senin yüzün, kulağımda sesinden kalan akisler, kör olası hafızamın maalesef tüm teferruatlarıyla saklayamadığı hatıralarımız… Ümit ve iman… (Sf. 328)

 

…Günler kumlara su damlaları gibi düşüyor, kısa bir nem, sonrası yok… (Sf. 345)

 

…Gönderen ve bekleyen arasında kutsal bir hapsoluştur mektup… (Sf. 347)

 

…Şöyle karşılıklı geçip, edebiyattan, şiirden konuşmaya nasıl ihtiyacım var. Burada bu işleri hiç kimseyle konuşmanın imkanı yok. Zaten kimselerle konuşmuyor kendimi çalışmaya vermiş, münzevi yaşıyorum… (Sf. 348)

Hece Dergisi, Mektup Özel Sayısı, 2006

Okunma Tarihi
(henüz hitama ermedi)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !