Cemil Meriç’in Dilinden Osmanlı *

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Book Antiqua"; panose-1:2 4 6 2 5 3 5 3 3 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:647 0 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p.msonormal0, li.msonormal0, div.msonormal0 {mso-style-name:`msonormal`; mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

Kendisini Türk irfanına adamış münzevi ve mütecessis bir fikir işçisinin, Bu Ülke aydının, Sol cenahtan gelen, Batı kültürüyle yetişmiş, Batı’yı gayet iyi bilen bir yazarın, moda tabirle Fransızcası kuvvetli eski bir solcunun, nedamet getirmiş bir Marksist’in sözleridir bunlar.

7  Temmuz 1974 tarihli bir beyanatında şöyle buyuruyor Üstad;

       “Maziye dönmek veya kaybolan bir çağı diriltmek abesle iştigal olur. Bence, Devlet-i Aliyye’nin kuruluşundan Tanzimat’a kadar geçen her asır muhteşem ve göğüs kabartıcıdır. Bir kitap ve kelime medeniyeti değil, bir iman ve aksiyon medeniyeti yaratmışız. İnsan haysiyetini yücelten, adalet ülküsünü gerçekleştiren büyük bir medeniyet. Hiçbir ‘izm’in erişmediği ve erişemeyeceği bir rüya. İnsanın ve insanlığın altın çağı.”

       Osmanlı’yı insanlığın altın çağı olarak niteliyor Üstad ve Osmanlı için iman ve aksiyon medeniyetiydi diyor. Çünkü Cemil Meriç’in filozoflara ve onların gevezeliklerine (felsefeye) ihtiyaç duymayan, laf ebeliği ile vakit kaybetmeksizin tarihin bütün kördüğümlerini kılıcı ile çözen ve kaderin karanlıklarını kılıcının pırıltısı ile aydınlatan Osmanlısı bir vahiy, amel, hareket, cihad, fetih ve hamle medeniyetiydi; tıpkı Nihal Atsız’ın tasvir ettiği gibi, hayatı felsefeyle, ilimle kavramayı ciddiye almayan, üstelik rahat yatakta ölmeyi zillet kabul eden bir “eylem medeniyeti”… Hatta başka bir yazısında mucize olarak değerlendiriyor Osmanlı’yı;

       “Bence dünyada tek bir içtimaî mucize var, o da Osmanlı mucizesi. Yok bilmem Yunan mucizesi falan filan… Lâf bunlar!”

       16 Haziran 1974 tarihli başka bir yazısında da Osmanlı medeniyetini o etkileyici üslubu ile şöyle tasvir ediyor;

       “Osmanlı akından akına koşan bir mücahitler ordusu. Dağınıklığı içinde yekpare, alacalığı içinde mütecanis. Medeniyetin yalnız yaratıcısı değil, taşıyıcısı da. Kahramanların sözle kaybedecek zamanları yok. Fatihler için tek mukaddes kelam vardır: Kelam-ı Kadim. Ötesi eğlence… Satranç gibi, cirit gibi… Ötesi, yani edebiyat. Milletler de ihtiyarladıkça gevezeleşir. Hamlenin yerini belagat alır, hayatın yerini söz. Genç bir toplulukta, yaşayan bir toplulukta, tezatlarını kâh kılı, kâh imanla halleden bir toplulukta laf ebeliğine ne lüzum var?”

       Sözle kaybedecek zamanları yoktu Onların. Üstelik onlar bir iman ve aksiyon medeniyetiydi;

       “Osmanlı için bir oyuncaktı matbaa, Avrupa’dan gelen her oyuncak gibi tehlikeli. Aydının kalabalığa ifşa edeceği bir hakikat yoktu. Aydın kalabalıktı, kalabalık aydın. Ve Kelam-ı Kadim her müminin hafızasında ve elindeydi. Avrupa’nın en güzide âlimleri, Osmanlı’nın arif-i ümmileri yanında birer tıfl-ı ebcedhandır.”

       İslam’ın iman ve adalet esaslarına dayanan Osmanlı medeniyetinin karşısında, Hıristiyan Avrupa vardı, yani Batı medeniyeti. Şimdi sıra bu ikisini karşılaştırmaya gelmişti;

       “Çarpışan iki medeniyet var; Türk-İslam medeniyeti bin yıl fetihler yapmış belli ölçüleri, belli zaferleri, belli başarıları var. İhtiyarlamış, Hıristiyan Batı medeniyeti hem temelinde, hem de içtimaî yapısında farklı ve başka. Bence en esaslı fark; insana bakışlarında. Osmanlı için insan ulûhiyetin nusha-yı suğrası. Mukaddes ve muhterem. Servet ve mevki gibi tesadüfî tefavütlerin dışında bir insan haysiyeti var.”

       Fakat,

       “Batı’da yok bu. Batı evvela kendi insanına karşı zalim. Batının tarihi: bir sınıf kavgası tarihi, doğru. Bu egoizm, coğrafi hudutların dışında büsbütün azgınlaşıyor. Avrupa, insanı tabiatın bir parçası saymaktadır. Dış dünyayı kaprislerine alet eden Batı, insanı da aynı muameleye tabi tutar. Yani bir tünel açmak gerekince nasıl bir dağ delinirse, ferdi ve zümrevi bir menfaat uğrunda da Batının feda etmeyeceği beşeri kıymet yoktur. Osmanlı mucizesi bütün mucizeler gibi faniydi. Bir yanda maddeci, şiiriyeti olmayan, sert ve keskin bir zekâ. Ötede bir büyük çocuk saffeti. Yenildik.”

       Osmanlı’nın insan tanımını bir Osmanlı olan Şeyh Galib şu şekilde şiirleştiriyor;

“Hoşça bak zatına ki zübde-i âlemsin sen

  Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen”

       Sırada 15 Aralık 1974 tarihli bir metin var. Bu metinle birlikte Üstad’ın o günlerde Osmanlı üzerine daha yoğun ve daha dikkatle eğildiğini anlıyoruz;

       “Osmanlı birçok unsurların mesut bir terkibi. Orta Asya’dan getirdiği biyolojik vasıflar: bir başbuğ etrafında toplanmak, gözünü daldan budaktan esirgememek, bir kelimeyle bir çok göçebe medeniyetlerinde ortak olan: asabiyet. Bu temel seciye İslamiyet’le kaynaşınca büyük bir medeniyetin mimarı oldu. Osmanlı bu medeniyeti kurarken kendi kendini de inşa ediyordu.

       Tanzimat’a kadar gerek İslam’dan önceki, gerek İslam’dan sonraki Türk insanının farikaları:

      1-Fedakârlık

      2-Devletle birleşme.

      Âdeta uzvî bir kaynaşmaydı bu. Devletle din, dinle millet tek varlık halindeydi.”

      İslamiyet’in Osmanlıya kazandırdıklarını şöyle yansıtıyor Meriç:

      “19. asra kadar, Osmanlı ülkesinde bir ortak şuur vardı: İslamiyet. Vahye dayanan bir hakikatler bütünü. O cihanşümul dinin izahı, yorumu ve yayılması için binlerce düşünce ve duygu adamı ömrünü harcamıştı. Bütün bir içtimaî nizamın temeliydi İslamiyet. Sosyal bir sınıfın veya kavmin değil, ümmetin inançlarını dile getiriyordu. Ayıran değil, birleştirendi. İnananlar kardeştiler. İnananlar, yani insanların hepsi. Tek Allah, tek kitap, tek hakikat, tek halife, tek dünya. Yunusun mısralarını kanatlandıran imanla, Mesnevi’deki pırıltılar aynı ezeli nurdan. İslamiyet Süleymaniye’de kubbe, Itri’de nağme, Baki’de şiir.”

      Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak sevgiden ve kelimeden bir köprü olmak isteyen Meriç’in şu ana kadar yazdıklarımız dışında daha birçok ifadesi var  Osmanlı ile ilgili. Ama biz bu yazıda bu kadarla iktifa etmek istiyoruz. Son söz olarak yine Üstad’ı dinleyelim. Mart 1975’te bir derginin kendisiyle yaptığı bir mülakatta bir soruya verdiği şu cevap, üzerinde düşünülmeye değer;

      “Avrupa’nın telkinleriyle hudutsuz hakaretlere ve iftiralara hedef olan o muhteşem medeniyeti tanımak, tanıtmak ve benimsemek her dürüst insanın –her dürüst Türk’ün demek istiyorum- vazifesi değil mi?”


<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

* Vaha Dergisi’nin Bahar 2008 sayısında yayınlanmıştır. (http://vaha.zindegrubu.com/vaha7.htm)


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !