Benim Kitaplarım

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Book Antiqua"; panose-1:2 4 6 2 5 3 5 3 3 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:647 0 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.baslik {mso-style-name:baslik;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

 

Meraklısı biliyor artık, Kitap Zamanı'nda üç yıldır, 'Benim Kitaplarım' başlıklı bir sayfa var. Yazarların, şairlerin okuma serüvenlerini yazdıkları, bir anlamda sevgili kitaplarını yeniden 'hatırladıkları'; hüzünle, belki de sevinçle andıkları bir sayfa.

Bakıyorum da ne büyük bir hazine birikmiş orada! Günün birinde iki kapak arasına girecek ve ellerden düşmeyen bir kitap olacak, biliyorum.

Niçin başlamıştık buna? Elbette önce, böyle zevkli bir yolculuğun tanığı olmak için. İlk aylarda Can Bahadır'la, yazıları gelir gelmez, ne büyük heyecanla okuduğumuzu hatırlıyorum. Nihayetinde biz bu kitap ekini önce kendimiz için yapıyorduk, güzel bir iş çıkarmış olmanın sonsuz hazzına ermek için... Ve yazarların kitaplarla kurduğu dostluğun mahrem dünyasına girmek harikulade bir zevkti. Sonra başkalarını, okuru düşünüyorduk elbet. Ortaya bir birikim çıkarmak, bir belge bırakmak, sonra 'ne okuyayım, bana bir kitap listesi yapabilir misiniz, hangi kitapları tavsiye edersiniz?' diyenlere, "Bakın işte, günümüzün iyi yazarları neler okumuş, bugüne nasıl gelmiş... Onların yolunu takip edin." diyebilmek... Henüz yolun başındaki genç okur için bu yolu takip etmek ne eğlenceli, ne bereketli bir serüvendir!

Bana öyle geliyor ki o sayfada yazanlar da büyük bir mutluluk duydular. Kimlerdi? Hilmi Yavuz'dan Mehmet Eroğlu'na, İnci Aral'dan Nazan Bekiroğlu'na ve Bejan Matur'a kadar pek çok iyi kalem... Ve onların gözlerinin ışığını emmiş yüzlerce kitap, yüzlerce yazar, şair birikti, çoğaldı. Farklı gözlerle incelense kim bilir ne ilginç, ne şaşırtıcı sonuçlar çıkar oradan? Kuşaklara göre okuma alışkanlıklarının nasıl değiştiği, çocukluğun ve ilk gençliğin vazgeçilmez kitapları, Türk edebiyatçısının hangi yabancı yazarları daha çok okuduğu, ortak kitaplar, yazarlar... Ve tabii okuma biçimleri, ritüelleri... Bütün bunların ötesinde, elbette okumanın ne büyük, ne tarifsiz bir haz, ne büyüleyici bir yol alış olduğu...

Geçende Can Bahadır bana, "Son yazıyı siz yazın ve bitirelim bu sayfayı" deyiverdi. Doğru ya, üç yıldı belirlediğimiz süre. Benim yazmama gelince, işte o çok zordu. Başka yazarlardan, şairlerden yazı istemesi ne kadar kolaydı oysa! "Siz yazın..." sözü ne tarifsiz bir yüktü! İşin açığı korktum bundan. Böyle bir yazıyı yazabilmenin ne büyük acıları, sıkıntıları, iç buruklukları olduğunu düşündüm, hatta imkânsızlığını... Sahi biz, tam otuzbeş kalburüstü edebiyatçıya nasıl yazdırmıştık bu yazıları? Kendi kitaplarıyla, okuma çağlarıyla yüzleşebilmiş bu yazarlar gözümde bir kat daha yüceldi. Böyle bir yolculuğa asla çıkamayacağımı düşündüm. (Selim İleri de böyle yazmamış mıydı!) Sonra kıyamadık bitirmeye ve 'Benim Kitaplarım'ın bir yıl daha devam etmesinde karar kıldık. Bu elbette benim işime geliyordu. Böylece o yazıyı yazmak için tam bir yıl kazanmış oluyordum. O zaman geldiğinde yazabilecek miyim?!

Doğrusu bu ya, ben görev olarak verilen hiçbir konuyu yazamıyorum. Böyle bir korkum var. Söz verdiğim bütün yazılar, son geceye kadar beklemenin dayanılmaz vicdan azabından çıkıp gelmiştir. Yalnız başkalarının verdiği görevler mi? Hayır, kendi kendime yazmaya karar verdiklerim de. "Ağaçlar Kitabı" bu yüzden beklemiyor mu yıllardır! Siz tembellik deyin bunun adına, ben yazma korkusu diyeyim, yazıp da beğenmeme korkusu...

Aslında ben bu yazıyı böyle planlamamıştım biliyor musunuz? Yazamadığım o 'Benim Kitaplarım'a başlangıç olacaktı bir bakıma; vazgeçilmez yazarlarımdan, beni ben yapan, tadı hâlâ damağımı serinletip duran kitaplarımdan söz açacaktım. Onu da savuşturmayı başardım işte. O zaman ne yapayım? Küçücük düğümler atayım, kendi kendime sorular uydurup onlara verilmiş cevapları yazayım. Şöyle dokunup geçeyim, alçak sesle verilmiş bir selam gibi: İlk okuduğum kitap 'Küçük Kemancı'ydı, 35 yıl önce, son kitabım, yeni bitirdim, Capote'nin 'Yerel Renkler'i. İkisinin de tadı damağımda, birbirine karışıyor. Cemil Meriç'i ilk okuduğum gün, kendimi çok kötü hissetmiştim, asla onun gibi yazamayacak olmanın kahredici çaresizliği... Refik Halid'i okurken bir arkadaşımla gezintiye çıkmış kadar rahat ve emin olduğumu bilmenizi isterim. Dört şiir kitabı çantamda çok gezdi: Otuzbeş Yaş, Körfez Şahdamar Sesler, Yaslı Mızıka ve Belki Sessiz. İki romanı okurken dünyayı unuturdum: Gazap Üzümleri ve İnce Memet. Bir solukta okuduğum iki roman: Gül Yetiştiren Adam ve Çavdar Tarlasında Çocuklar. Kıskandığım Kitaplar: Beş Şehir, Görünmez Kentler, Anılar; Issız ve Yağmurlu, Şifalı Otlar Kitabı, Onüç Günün Mektupları, Burukluk, Geçmiş Yaz Defterleri, Eve Dönen Adam, Üç Noktanın Söylediği... İçimi durultan kitap: Kalbin Zümrüt Tepeleri. Ve hayatımı değiştiren kitap: Elbette, 'Sözler'!

06 Aralık 2008, Cumartesi

Ali Çolak, Zaman

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !